Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ``Ne sendikacılar vatan haini, ne sendikalar memleket düşmanıdır. Ama sendikalara belki her zamankinden daha çok bu dönemde ihtiyaç var`` dedi.
TGS`nin 55 kuruluş yıl dönümü nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Burhan Felek Konferans Salonunda panel düzenlendi.
Açılışta konuşan İpekçi, sendikacılığın her zaman zor, ancak bu dönem 12 Eylül`den devralınan yasalar altında biraz daha zor ve meşakkatli olduğunu söyledi.
İpekçi, bu yasaların nasıl engeller çıkardığını, son dönemde örgütlenme çabaları içinde bulundukları ATV ve Sabah Grubunda bir kez daha yaşadıklarını anlattı.
Bu kanunların yeni dönemde, yeni Parlamento tarafından acil olarak değiştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan İpekçi, günümüzde sendikacılığın, ``modası geçmiş, ihtiyaç duyulmayan bir uğraş`` olarak takdim edilmeye çalışıldığını söyledi.
Yaşanan son işten çıkarmaların gazeteciler açısından, yasaların getirdiği kısmi korumaların yetersiz olduğunu gösterdiğini ifade eden İpekçi, şunları kaydetti:
"Ne sendikacılar vatan haini, ne sendikalar memleket düşmanıdır. Ama sendikalara belki her zamankinden daha çok bu dönemde ihtiyaç var. İşverenlerin zulmü oldukça sendikalara ihtiyaç artıyor ve bu dönem gazetecilik sektörü açısından o dönem. Yeni dönemde TCK`da gazetecilerle ilgili hapis cezası öngören bütün maddelerin yeniden düzenlenmesi, hapis cezasının kaldırılması ve para cezasına dönüştürülmesini talep ediyoruz. Sendikacılığı düşmanca, hasmane bir tutum olarak görmekten vazgeçilmeli. Örgütlenmeyi kolaylaştıracak, örgütlenmenin önünü açacak düzenlemelerin bir an önce yapılmasını istiyoruz."
TGC Başkanı ve eski TGS genel başkanlarından Orhan Erinç de 2007 Basın Özgürlüğü ödülünün kurumsal dalda TGS`ye verildiğini hatırlattı.
"Gazetecilik iş kolunda sendikasızlaştırma ve sendikalaşmaya engel olan bir yaklaşım söz konusu" diyen Erinç, özellikle gazetelerde 212 sayılı yasa kapsamında çalışan gazeteci sayısının çok az olduğuna işaret etti.
Bu kişilerin fiilen gazetecilik yapmasına rağmen hukuken gazeteci sayılmadığını kaydeden Erinç, ``Hukuken gazeteci sayılmayan arkadaşlarımızın sayısı, hukuken gazeteci sayılanların neredeyse 5-6 katı`` diye konuştu.
Bazı gazetelerde siyasi partilerin seçim bildirgelerinin eleştirildiğine işaret eden Erinç, "Ben tersini düşünüyorum, bildirgede yazılmayanlar için umutlanıyorum. Çünkü verilen sözler ya unutuluyor ya da tersi yapılıyor. Bu yasama döneminde ifade özgürlüğüyle ilgili beklediklerimizi bulamadık. Partiler dediklerini yapmadılar, demediklerini yaptılar. Bildirgede yer almaması, bu sorunların çözüleceği yönünde umut uyandırabilir" şeklinde konuştu.
Orhan Erinç, ayrıca basının sorunlarına işverenlerle değil, çalışanlarla çözüm aranması gerektiğini sözlerine ekledi.
Açılışta konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen de Türkiye`de sendika kavramının ciddi anlamda olumlu olmayan bir algılanma şekli bulunduğunu belirterek,"Sendikal hakları aynı zamanda bir insan hakkı, çalışanların hakkı kategorisinde değerlendirdiğimizde yaklaşımlar çok daha olumlu olacaktır" dedi.
Sendikal ve sosyal güvenlik haklarının tüm Türkiye için önemli bir sorun olduğunu kaydeden Sözen, geçenlerde ellerine ulaşan bir kamuoyu araştırmasına göre, kadınların yüzde 70`ten fazlasının örgütlü bir yapı içinde yer almadığına işaret etti.
Ancak ve ancak demokratik toplumlarda çok sesli bir medyanın var olduğunu ve muhalefetin sesinin buralarda güçlü olduğunu vurgulayan Sözen, "Sağlıklı bir toplum için medyanın çok önemli rolü var" dedi.
Türkiye`de son aylarda gündemi belirleyen bir söylem bulunduğunu kaydeden Sözen, şunları söyledi:
"Bu, milletin, devletin bölünmesine dair bir söylem. Gerek muhalefet, gerek muhalefetçikler, gerek medya tarafından dillendirilen bir şey. Bu tezler sürekli işleniyor. Ne bu millet bölünecek, ne bu devlet bölünecek. Milletin bölünmesini ortaya çıkaran medya tehlikeli medyadır, bunu yaygınlaştıran siyaset de tehlikeli siyasettir."
Edibe Sözen, kamu yayıncılığının TRT dışında bir türlü uygulamaya geçirilemediğini, haber alma özgürlüğünün insanların özel hayatlarını alt üst etme anlamına gelmediğini ve bugün ticari faaliyetlerle editoryal bağımsızlığın birbirine karıştırıldığını söyledi.
Basının Ankara ve İstanbul merkezli çalışmasına insanların eleştirel baktığını belirten Sözen, ekonomik krizlerden de en fazla medyanın etkilendiğini anlattı.
CHP Parti Meclisi Üyesi, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu da basında iki kırılma noktası bulunduğunu belirterek, ``Bunlardan biri, medya patronlarına kamu ihalelerine girme yolu açılması. Gazetecilikle uğraşan patronların kamu ihaleleriyle ilişkisi kesilmeli. O zaman basın milletin müşterek sesi haline gelir. İkinci kırılma noktası ise Asil Nadir`in medyaya girmesiyle gazetecilerin 10 bin dolarlara varan ücretlerle transfer olmasıdır`` dedi.
Medyanın, kayıt dışı çalışmanın en yoğun görüldüğü sektör olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, ``Ulusal haber yapan her gazeteciye sendikaya üye olma zorunluluğu getirilmeli. Bu, hem kayıt dışılığı önler, hem de gazeteciliği korur`` diye konuştu.
"Muhalefetin sesi demokrasilerde güçlüdür, ama bu dönemde bizim sesimiz hiç güçlü çıkmıyor" diyen Kılıçdaroğlu, muhalefet olarak medyadan çok şikayetçi olduklarını, bazı basın organlarının muhalefete bile muhalefet ettiğini ve kendilerine yeteri kadar yer verilmediğini savundu.
Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak da ``Türkiye`de sendikalar var olacaksa, iş kolu olarak da TGS`nin var olması gerekir. Medya örgütlenmede eski günlerine geri dönecektir`` dedi.
Daha sonra geçilen panelde, Ziya Sonay, Şükran Soner, Orhan Taşan ve Musa Alioğlu`nun aralarında bulunduğu sendikanın eski yöneticileri anılarını anlattı.
Panelin ardından TGC Lokalinde kokteyl düzenlendi