Greenpeace Akdeniz Ofisi, Akdeniz`de balık stoklarının tükenmesine yol açan yavru balık avına ve satışına karşı "Küçük balık yoksa büyük balık da yok" adlı bir proje başlattı.
Beyoğlu`ndaki balık pazarı içindeki bir restoranda düzenlenen basın toplantısında, projeye ilişkin bilgi veren Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, projenin Greenpeace`in sürdürdüğü Denizler Kampanyası`nın bir uzantısı olduğunu söyledi.
Dökmecibaşı, özellikle Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede deniz kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasının, ülkenin ve bölgenin geleceği açısından son derece ciddi bir önem taşıdığını dile getirdi.
Projenin amacının deniz kaynaklarının sürdürebilirliğini sağlayabilmek olduğunu dile getiren Dökmecibaşı, balık türlerinin ve ticari balık türlerinin stoklarıyla ilgili yaptıkları çalışma hakkında bilgi verdi. Dökmecibaşı, bu çalışma sonucunda Türkiye`deki balık stoklarının çok ciddi bir risk altında olduğunun, bunun nedenlerinin başında da aşırı avlanma, yasa dışı avlanma ve yanlış avlanma metotlarının uygulanmasının geldiğini tespit ettiklerini bildirdi.
Türkiye`de ilk defa Türk denizlerindeki "balıkların kırmızı listesinin" hazırlandığını dile getiren Banu Dökmecibaşı, "Asla tükenmeyeceğini zannettiğimiz, her gün sofralarımızda görmeye alıştığımız lüfer, kalkan, palamut, barbun gibi türlerin soyların tehlike altında olduğu ve kırmızı listeye girebilecek kadar ciddi bir risk barındırdığı ortaya çıktı" dedi.
Dökmecibaşı, bunun sadece Türkiye`nin sorunu olmadığını belirterek, aşırı avlanma, yasa dışı avlanma ve avlanırken bütün stokların hedeflenmesi nedeniyle, Akdeniz bölgesindeki özellikle de ticari balık türü stoklarının istavrit, barbun ve sardalye gibi türlerin gittikçe tükendiğini söyledi.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının balıkçılık konusunda uzun yıllardır hiçbir planlama ve strateji geliştirmediğini öne süren Dökmecibaşı, Türkiye`nin şu anda Akdeniz`in en büyük balıkçı filosuna sahip ve en ciddi şekilde yasa dışı avcılığın yapıldığı ülke durumunda olduğunu iddia etti.
Banu Dökmecibaşı, Türkiye`nin aslında Akdeniz ülkeleri içinde en fazla kısıtlama ve yaptırımlar içeren düzenlemeleri bulunan ülke olduğunu ileri sürerek, şunları kaydetti:
"Projedeki diğer amacımız, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yeni bir kontrol mekanizması oluşturması, sürdürülebilir balıkçılık için politika geliştirmesi ve şu anda var olan kuralların uygulanmasını sağlaması için bir baskı oluşturabilmektir. Tüketiciden balıkçısına, balık satanına, balık restoranına, balık hallerine kadar bu konuyla ilgili tüm paydaşları bu projeye dahil olmaya çağırıyoruz."
-BALIK ÖLÇÜM CETVELİ-
Dökmecibaşı, bakanlığın koymuş olduğu ve avlanmasına izin verilen minimum balık boyları baz alınarak hazırladıkları "balık ölçüm cetvelini" de tanıtarak, söz konusu ölçülerin altındaki balıkların avlanması ve satışının yasa dışı olduğunu, ancak balık pazarı ve hallerinde çok büyük miktarlarda yavru balık satıldığını gözlemlemenin mümkün olduğunu kaydetti.
Tüketicinin projenin başarıya ulaşmasında çok önemli rolü bulunduğunu ifade eden Dökmecibaşı, "Amacımız balık yenilmemesi değil, daha çok balık yenilebilmesi için stokları iyileştirmek" dedi.
Atlas Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek de "Küçük balık yoksa büyük balık da yok" projesine destek verdiklerini belirterek, projenin başarısız olması halinde tabakların balıksız kalacağını dile getirdi.
Toplantının sonunda tabağına kırmızı bantla yapıştırılmış normalden küçük balıkları gösteren Dökmecibaşı ve Yüksek, "Tabaklarımız da bu kadar küçük balık görmek istemiyoruz. Biz erişkin boya gelmiş, üreme şansı elde etmiş yetişkin balıklar istiyoruz" dedi.
Basın toplantısının ardından Greenpeace gönüllüleri tarafından Beyoğlu Balık Pazarı`nda balıkçılara ve tüketicilere balık boyu ölçüm cetveli dağıtarak, "Yavru balık satmamaları ve satın almamaları" uyarısında bulundular.
Foto: Tansel Akdan