Üniversitesi, öğretim üyeleri ve idari personeliyle türbana karşı toplandı. İstanbul Üniversitesi Senatosu, Türkiye Cumhuriyeti ve anayasasının temel ilke ve dayanaklarının başında laiklik ilkesinin geldiğini vurgulayarak, üniversitelerdeki türban yasağının anayasa değişikliği ile aşılmaya çalışılmasına karşı olduğunu bildirdi. İÜ Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak ise türban konusunda şu anda gelinen noktanın, olabilecek en tehlikeli yer olduğunu vurgulayarak, “Eğer kendinizi kandırmıyorsanız, bizi hiç mi hiç kandıramazsınız” dedi.
İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan akademik ve idari personelin anayasa değişikliği yoluyla türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına tepki göstermek amacıyla bir araya geldi. Fen Fakültesi Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya İÜ Senato üyeleri ile İÜ Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak ve Rektör Yardımcıları Profesör Doktorlar İrfan Papila, Erhan Güzel ve Şafak Ural`ın yanısıra iki bin dolayında öğretim üyesi, öğretim yardımcısı ve idari personel katıldı. Senato bildirisi ve Rektör Parlak’ın konuşması sırasında salondakilerin türbanın serbest bırakılamayacağına ilişkin ifadeleri ayakta alkışladığı görüldü. Öğretim üyeleri ve idari personelin hınca hınç doldurduğu salonda çok sayıda kişi konuşmaları ayakta izledi.
İÜ Senatosu’nun bu sabah yaptığı olağanüstü toplantıda kaleme alınan ve İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural tarafından okunan bildiride, laiklik ilkesinin, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, demokrasinin varlığı ve bilimsel özgürlüğün korunmasının ön koşulu olduğu belirtildi.
Laikliğin, bu anlamda Cumhuriyet’in özünün ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçası olduğu kaydedilen Senato açıklamasında, “Türban yasağının anayasa değişikliği yoluyla aşılmak istenilmesi, laiklik ilkesine, yani anayasanın ruhuna aykırı olacaktır. Üniversitelerimizde dinsel simgelerin kullanılması yasağı, dayanağını laiklik ilkesinden almaktadır” denildi.
Politik çıkarlar ve siyasi tercihlerin, din ve vicdan özgürlüğü adı altında üniversitelerdeki bilimsel özgürlükleri tehdit etmesinin kabul edilemez olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Türkiye, din istismarına ve şeriat oyunlarına sahne olmayacaktır. Sosyal düzenimizi bilerek veya bilmeyerek değiştirmek isteyenlere göz yumulamaz” ifadesine yer verildi.
İstanbul Üniversitesi’nin her zaman laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip çıktığı anımsatılan Senato bildirisinde, “Üniversitemiz, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne ve demokratik hukuk devleti ilkesine kararlılıkla bağlı kalmıştır. Üniversitemizin, Ulusumuzu aydınlık bir geleceğe taşıyabilecek öğrenciler yetiştirmek için bu ilkelerin savunucusu olmaya devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır” denildi.
İÜ Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, Senato bildirisinin okunmasının ardından bir konuşma yaptı. Sözleriyle hiçbir siyasi partiyi ve görüşü eleştirmek ya da desteklemek amacında olmadığının altını çizen Parlak, “Şu anda gelinen nokta en tehlikeli yerdir. Çünkü toplumsal barış bir anda yerle bir olma tehlikesiyle karşı karşıyadır” diye konuştu.
Ülkenin kalkınması için el ele vermesi gereken güçler arasında büyük bir güven bunalımı doğduğunu dile getiren Parlak, ülkenin huzurunun hızla elden gitmekte olduğunu, konuya doğrudan taraf olmayan halk kitlelerinin tartışmanın içine çekilerek kışkırtıldığını söyledi.
Türbanın üniversitelerde yasak olmaktan çıkarılmasının sorunları çözmeyeceğini belirten Parlak, “Türbanın serbest bırakılmasıyla toplumsal barış sağlanacak mıdır? Sorunlar çözülecek midir? Bunca kışkırtma, bunca tahrik sonunda oluşan gerginlik ortadan kalkacak mıdır? Ne kadar aksini düşünmek istesem de cevabım hayır olacaktır” şeklinde konuştu.
“Türban gerçekte neyi örtüyor?”
“Türban acaba gerçekte neyi örtmektedir?” diye soran Parlak, türbanın sadece bir din sorunu olmadığını, kendilerinin de başka bir dinin mensubu olmadıklarını belirtti.
Anayasa değişikliği girişiminin türban sorunuyla ilgili olduğunu söyleyen Parlak, toplumun karşıt gruplara ayrıldığı bir dönemde toplumsal barış ve güven üzerine kurulan anayasalarda oluşabilecek değişikliklerin, tüm kurumların kendilerini tehlikede hissetmesine yol açacağını kaydetti.
Türbanın dinin gereği olarak gösterilmesinin yanlışların en büyüğü olduğunu dile getiren Parlak, türbanı savunanların mirasın Kuran esaslarına göre dağıtılmasını, kadının toplumda ikinci sınıf olarak görülmesini kabullenmeyeceklerini belirtti.
Türbanla başlayacak bir yaşam tarzının yakın gelecekte diğer alanlara da sıçrayacağını bildiren Parlak, bu kaygıların yersiz olmadığını söyledi. Parlak, serbest bırakılmak istenen türbanın Türk toplumunun örf ve gelenekleri dışında olduğunu kaydederek, türbanın Arap dünyasına ait toplumsal yaşam biçimini yansıttığını kaydetti.
Evrensel bir din olan İslamiyet’in tek tip kıyafete indirgenemeyeceğini ifade eden Parlak, “Ekvatorda veya kutuplarda kendine özgü yaşam ve giyim tarzları olan toplumlarda İslamiyet’i yaşatmak isterseniz tek bir kıyafeti ve yaşam biçimini, yani türbanı, çarşafı veya peçeyi oralarda savunamazsınız” diye konuştu.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisiyle, refah düzeyiyle birçok İslam ülkesinin gıpta ile baktığı bir konuma geldiğini kaydeden Parlak, gelinen noktayla yaşam biçiminin ilişkili olduğunu, türbanı savunanların bir kısmının onun gerisindeki yaşam biçimini savunduklarını söyledi.
Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasıyla Türkiye’nin daha dindar olmayacağını belirten Parlak, “İşsizlik sorunu mu çözülecek, Ermeni sorunu, Kürtçülük sorunu ortadan mı kalkacaktır? Hepimizin çok iyi bildiği gibi bu soruların cevabı hayırdır” dedi.
“Bizi hiç mi hiç kandıramazsınız”
İş dünyasından, bürokrasiye, bilim dünyasından sanat dünyasına, hukuktan asker kesimine kadar Türkiye’nin önemli bir kitlesinin huzursuz olacağını dile getiren Parlak, Türk insanının örf ve geleneklerine hiç uymayan giyim tarzını din adına kabul ettirmenin kimseye bir yarar sağlamayacağını kaydetti.
‘Türk ulusunun tarihiyle hesaplaşmadır’
Türban, peçe veya çarşaf şeklinde yaygınlaşan giyim biçiminin din ile bir ilişkisi olamayacağını bildiren Parlak, “ Türk ulusunun tarihiyle de uyuşmamakta, hatta bir anlamda onunla hesaplaşma anlamına gelmektedir” diye konuştu.
‘Dini sizden mi öğreneceğiz?’
Bir bardak suda fırtına koparılıp, din adına dinin sığlaştırıldığını belirten Parlak, bir avuç azınlığı mutlu etmek için kitleleri tahrik ederek oy avcılığı yapılmak istendiğini belirtti.
Parlak, “Bir yandan kadının çalışmasını günah sayacaksınız, onu günümüz olanaklarından yoksun bırakacaksınız, öte yandan da eğitim özgürlüğü kisvesi altında Cumhuriyet ilkelerini ayaklar altına alacaksınız. Bu mudur girilmek istenilen Avrupa Birliği değerleri? Eğer kendinizi kandırmıyorsanız, bizi hiç mi hiç kandıramazsınız” şeklinde konuştu.
Kimsenin kendi heveslerini, din ile ilgisi olmayan kabullerini bu topluma kabul ettirmeye çalışmaması gerektiğini ifade eden Parlak, “Üniversite mensupları, bürokratlar, sanatçılar, işverenler, önerilen yolun ne denli karanlık olduğunu görenler olarak, dinin ne olduğunu sizlerden mi öğreneceğiz? Dinimizin ne olduğunu sizlerden öğrenmeye ihtiyacımız yoktur” diye konuştu.